Şu anda televizyonda Oray Eğin‘in yeni başladığı talk show programı var. Bilemiyorum kaçıncı program ama kendisi bu işte bir hayli başarısız.
Önceleri entel, bilgili, sosyetik, mantıklı imajı çizip, imajının tam tersi yönünde insanlara laf sokmaya çalışarak bir insandı kendisi. Popüler olma sebebi de tam olarak buydu aslında. Biz Türk milleti olarak çok seviyoruz sanki böyle bağıra çağıra konuşan insanları ki bir Armağan Çağlayan belası var bu medyada bir de Oray Eğin. Daha bu ikisine yetişebilmiş ve onlar kadar popüler olabilmiş kimse yok, o yüzden sürekli pohpohlanan insanlar bunlar. Biri popstar furyasında yarışmacı adayları iğneleyerek ön plana çıktı, diğeri ünlüler hakkında yorum yapıp, Amerika hayranlığını anlatarak. Armağan Çağlayan Star TV’de battı talk showuyla, aynı denizde Oray Eğin’in de boğulmasını bekliyorum. Mecazi değil aslında, bu iki isim üzerinden diğer anlamsız-gereksiz insanları da derinliklerde görsek ne güzel olur.
Oray Eğin’e çok değinmek istemiyorum aslında ama kendisi bu sezon içinde talk show yapmaya kalkıp batan tek insan olduğu için güncelliğinden yararlanmak zorundayım. Kendisi batıyor, çünkü Türkiye’de Amerikan formatının uyarlama halleriyle çıkan şovlardan birini, yani yıllardır David Letterman‘ın, Jay Leno‘nun, Conan O’Brien‘ın, Jimmy Fallon‘ın falan sunduğu türlü türlü programın dayandığı tek noktadan hareketle yapılan bir programı idare etmeye çalışıyor. Konsept yıllardır aynı, sadece şovmenin eklediği atraksiyonlarla kişiselleştiriliyor. Temel olarak 2 koltuk bir masa koyuyorsunuz, ünlü konukları çağırıyorsunuz, kıvrak zekanız sayesinde komik olup insanları eğlendiriyorsunuz olup bitiyor. Bu programlarda dekor önemli değil ki bir çoğunda bir şehrin gece, durağan görüntüsünün arka planda olması gayet güzel bir örnek. Sunucunun yakışıklı olmasına gerek yok, çünkü göründüğü gibi ne Jay Leno, ne Conan O’Brien falan yakışıklı adamlar. Yani diğer programların aksine görselliği bir kenara atıyoruz. Diğeri ünlü konukları çağırmak ve onlar hakkında ufak bir araştırma yapmak. Bu da Türkiye şartlarında Ekşi Sözlük’ü açıp 5-30 dakikalık bir okuma anlamına geliyor amatör bir şovmen için. Hadi Google, Ekşi Sözlük falan dedik bu aşamanın da kolayını bulduk, en temel ve tek bir noktaya geliyoruz: konseptin Türkiye’de çoğunlukla tutmamasının tek nedeni olan sunucu faktörü. Yine en güncelinden örnek vermek gerekirse, Oray Eğin’in espri anlayışının ne kadar kötü olduğunu içinde zeka kırıntısı bulundurmayan esprilerinden anlayabiliyoruz. Unutmadan bir de program orkestrası konusu var. Orkestra demek yanlış aslında, her ne kadar öyle deniliyor olsa da programda çalan müzik grupları. Kendileri tek bir komutla çalışıyor: “Kim ne derse desin, sözleri bitince abanın gitara!”. Zaten konuşma bazlı bir programda araya giren seslerden nefret ediyorken, kötü bir versiyonunu daha önce Kanaltürk’te yayınlanan Berrin’le Gecenin Rengi‘nde görmüştüm; izleyici olarak televizyon başında konuşmaları duymuyordum. Hepsi programda çıkan dandik grubun yüzündendi. Tabi bir de canlı yayın ses ekibinin katkıları var. Bu akşam bu durum bir adım daha ileri gitti. Oray Eğin’in programında, ki adına bakmış değilim, grubun aptal saptal çıkışları bırakın izleyiciye giden sesin sapıtmasını, stüdyoda kaosa neden oluyor. Aynı üçlü koltukta oturan üç konuk birbirlerinin konuşmalarını duyamayabiliyorlar. Gittikçe program kalitesi düşüyor.
Armağan Çağlayan diye başlayıp bahsetmeden olmaz tabi. Kendi internet sitesinde ”2006 yılı yaz döneminde Star Tv ekranlarında başlayan programı “Son Ütücü” ile belki de kimsenin inanamayacağı kadar büyük bir başarıya imza attı ve adı kısa sürede en iyi talk-showcular ile birlikte anılmaya başlandı.” yazmakta. Biyografisinden alınmış bu cümle bile kendisinin ne kadar hayal dünyasında yaşadığına kanıt niteliği taşıyor. Bir süredir “İletişimde Yaratıcılık Dersi” veriyormuş. Hemen okulu ve fakülteyi de söyleyeyim hatta, İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi (tabi ki bir Bilkent, bir Hacettepe değil). Aslında bu kadar konuşmadan sonra sanırım kendisi hakkında görüşlerimi tek cümleyle özetleyebilirim. Kendini yaratıcı görüp, iletişimde yaratıcılık dersi veren bir insanın, yine yaratıcılık maddesi üzerinde durarak yaptığı programın üzerine dersler verdiği medyada tutmaması ne büyük bir ironidir ve Armağan Çağlayan bütün faktörleri bir araya getirip farkında olmadan bu ironinin mucidi olmuştur.
Diğer taraftan artık internet tv ya da Youtube’da channel sahibi olanların bile becerebildiği klasik talk show formatını Türkiye’de tek uygulayabilen ve yıllar sonra bile olsa hala seyredilen birisi var: Beyaz. Klasik konsept üzerinden masası, sandalyesiyle bile eskiye bağlı kalınmış stüdyosuyla ve konuklar üzerinden dönen geyiklerle yıllardır izleniyor Beyaz. Bundaki başarısının sırrı hem hedef kitlesinin belli olması, hem imajının yıllardır sağlam olması, hem de konuklarına yönelik araştırmasını yapıp, kıvrak zekasıyla nüktedan bir hava yakalayabilmesi. Yukarıda saydığım her maddeyi incelemeden, dediğim gibi olayın sadece sunucuda bittiğini düşünürsek, Beyaz’ın yıllardır süregelen imajından başlamamız gerekir. Masasından kalkıp kameraya yaklaştığında bile ceketinin düğmelerini ilikleyen, sürekli saygıda kusur etmeyen ve annesine verdiği değerle anılan bir adam Beyaz. Hani derler ya içimizden biri diye, büyüklerine karşı saygılı ama aklında ne tilkiler gezen insan modeli, medyada birini bu şekilde tanımlayacak olsam sanırım o adam Beyaz olurdu.
İşte bu noktada, Beyaz hakkında yazdıklarımı okudum acaba hata var mı diye. Okan Bayülgen gibi araya girmek istedim bir an. Ne gerek var da ben Beyaz’ı anlatıyorum ki size. Başarısı, karizması belli adam. Diğerleriyle karşılaştırmaya değmez bile.
Neyse talk showlar hakkında yazı yazayım derken, Beyaz’a güzelleme yapmış oldum azcık. Televizyonun çöplük hale gelmesinde etkileri olduğu için diğerlerine pek bir karşı olduğumdan bu durum normal.Bir de Okan Bayülgen ve Disko Kralı var ki, o ayrı bir yazının konusu (yanlış anlaşılmasın, Okan Bayülgen de kaliteli iş yapar manasında).
PS: Oray Eğin’in programının adı Ya Şimdi Ya Hiç‘miş. Mümkünse hiç olsun.








