Televizyon kanalları büyük bütçeli çöplüklere dönmeye devam ederken, genç nesil gitgide televizyon kültüründen uzaklaşıyor. Çok değil, bundan 10 yıl önce geç yatıp televizyon seyretmek için elinden geleni yapan insanlık şimdilerde aynı atraksiyonu daha rahatça internette yapıyor. Kanal yöneticileri internetin televizyonun yerini almaya başladığının farkındalar fakat ellerinden pek bir şey gelmiyor. Çünkü gün geçtikçe bilgilenen, güçlenen, eğitim düzeyi artan toplumu yeni bir içerik sunmadan televizyon başında tutmak zor. Yeni konseptlerin başarılı olacaklarına dair garanti olmadığından ve yaratıcılık eksiğinden dolayı televizyon yapımcıları temcit pilavı misali aynı konsepti evirip çevirip önümüze sunuyorlar. Bir tutan program bir daha çekilip tekrar yayınlanıyor ya da dizilerin hikayeleri ufak değikliklerle bize ulaşıyor. Reklam gelirinin en büyük kaynak olduğunu düşünürsek de tv başındaki izleyicinin ne kadar uzun süre bir kanalda kalması gerektiğinin önemini öğrenmiş oluyoruz. İşte bu yüzden eskisi kadar ilgiyle takip edilmeyen Yemekteyiz, Var Mısın Yok Musun? gibi programlar ya da özellikle isim vermeme gerek bırakmayan uydu ya da özel platform kanal dizileri hariç bütün diziler saatlere yayılıyor. Dünya 22-45 dakikalık dizileri izlerken biz 90 dakikalık dizilerle uğraşıyoruz.
Kısa bir örnek yazmam gerekirse, Türk televizyonlarının en çok izlenen dizilerinden biri olan Kurtlar Vadisi’nde bir zaman olan dizi/reklam dakikaları kıyaslandığında yaklaşık olarak 1 dizi yayın süresi kadar ve ya daha fazla reklam olduğu ortaya çıkıyordu (takip etmediğim için bir şey diyemeyeceğim).Böyle bir durumda zaten çok da piyasası olmayan televizyon piyasasının tutan programları sürekli yayınlamasının nedeni ortaya çıkıyor.
Bir diğer konu dünya televizyonlarından farklı işleyen anlaşmalar.Dünya üzerinde, özellikle en iyi dizi sektörüne sahip (kişisel bir görüştür tabi) Amerika’da, önce dizilerin bir pilot bölümleri çekilir. Yayınlanır ya da sit-com gibi yapay bir konsepte sahipse stüdyo içerisinde çekilirken seyircinin izlemesi sağlanır. Alınan tepkilere göre dizi için sezonluk ya da mini-dizi ise bölüm sayısı kadar anlaşma yapılır. Tabi yapımcılar projeyi kanala götürürken hep en iyiyi umup, en iyi işi çıkarmaya çalışırlar. Bu yüzdendir ki mesela Lost’un pilot bölümü için 14 milyon dolar gibi bir para harcanmıştır. Daha orjinal senaryolar ya da yeni konseptler sunmaya çalışırken, bir taraftan da teknolojik alanda ilerlemek gerektiğin farkındalar adamlar. O yüzden hata payını sıfıra indirmek için elde ne imkan varsa harcanıyor.
Türkiye’de iş biraz daha farklı işliyor. Biraz demek saçma hatta, tamamiyle farklı işliyor. Öncelikle bizim televizyon sektörümüzde özellikle 3-5 tane adamın lafı geçiyor, çıkardıkları projeler neredeyse her zaman kabul ediliyor. Örnek olarak Birol Güven’in zamanında yazdığı Çocuklar Duymasın’ı göstermek istiyorum. Konsept yeterince kötü ve espri seviyesi ortalama sit-comlardan düşük olmasına rağmen 3 farklı kanalda devam eden ve aynı anda bu 3 kanalın yayın akışını kapatan bu dizi daha sonra Birol Güven’in adeta bir senaryo ustası gibi görülmesine yol açtı. Hangi kanal olursa olsun, sektörle ilgili konuşulacak konu ne olursa olsun Birol Bey hep çağrıldı. Sulhi Dölek ve Safa Önal gibi daha profesyonel, bilgili ve usta yazarlar varken Birol Bey sürekli abartıldı. Aynı dönemde TMC şirketinin dizileri vardı piyasada. Aliye, Zerda gibi genelde bağımsız kadın temalı diziler ve arkasından gelen Bir İstanbul Masalı, Binbir Gece falan. Tutulan işlerin arkası bir grup senarist için gayet iyiydi. Tıpkı Birol Güven gibi onlar da bir süre bu işin sefasını yaşadılar. Gerçi onların patlamaları garip bir şekilde Asmalı Konak’la da bağlanıyordu. Aynı izleyici kitlesinin takip ettiği diziler Birol Güven’in Ayrılsak da Beraberiz gibi kaliteli bir işiyle yükselmesinden farklı olarak bu senaristlere daha az emek harcattı. Mesela şu ara dönen kitap uyarlamaları da aslında geç kalınmış ama geç kalınmasına rağmen suyu çıkartılmış bir durum. Yıllardır kitap uyarlaması çekiliyor televizyon için ama bu kadar patladığı bir dönem hiç olmamıştı. Tabi bu patlama hikayalerin sakız gibi uzamasına ve orjinalitesinin kaybolmasına neden oluyor. Köklerinden koparılmış eserlerin dizileri bırakın hikayeyi ve seyirciyi memnun etmeyi, yazar ustalarına saygıda kusur ediyor (en son birisi Halit Ziya Uşaklıgil’e Aşk-ı Memnu dizisine katkısından dolayı teşekkür ettiğini beyan etmişti ama kimdir hatırlamıyorum). Hemen 3-5 örnek saymak gerekirse, herkesin bildiği gibi baştan güzel başlayıp saçma noktalara giden (bu da kişisel bir görüştür tabi) Yaprak Dökümü, Hanımın Çiftliği, genelde sevişme sahneleriyle adı geçen ve berbat başrol oyuncularına sahip Aşk-ı Memnu (Beren Saat (Bihter) ve Kıvanç Tatlıtuğ’dan (Bihter) bahsediyorum, Selçuk Yöntem için kötü oyuncu demek haddime değil) ve yabancı bir kitap uyarlaması olarak, Monte Kristo Kontu’ndan esinlenilmiş olan Ezel bunlardan bir kaçı. Ben aralarında bir tek Ezel’i takip ediyorum arada. Nedeni ise daha sürükleyici olması, diğer dizilerde bakışla, cep telefonu konuşmasıyla geçirilen zaman yerine tamamiyle hikayenin içini doldurma yöntemine gidilmiş olması, Tuncel Kurtiz, Kenan İmirzalioğlu ve arada göründüğü kadarıyla Salih Kalyon’un harika oyunculukları vs. (burada bir durup Kıvanç Tatlıtuğ ile Kenan İmirzalioğlu’nu karşılaştıranlar illa ki vardır ama ne kadar gereksiz olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım). Son olarak yabancı dizilerin uyarlamalarından bahsetmek istiyorum. Bir tanesi Dawson’s Creek uyarlaması başlayıp, Yalan Rüzgarı’na dönmüş (bu arada Yalan Rüzgarı en son 9270. bölüme ulaşmış) Kavak Yelleri… Yalan Rüzgarı’na dönüşme sebebi de bütün karakterlerin gerizekalı özellikleri göstermeleri. 20 yaşında olup başına türlü bela gelmiş adamın gidip tefecilerden 50 bin TL kadar para alması, aynı yaştaki hanım kızımızın önemli bir miktar parayı iş vaadiyle gelen adama verip dolandırılması, hanım kızımızın kocasının başka bi şekilde gelen yine önemli bir miktar parayı bankaya yatırmayıp poker de kaybetmesi ve bomba olarak dolandırıcı tipin elemanları dolandırıp kaçamadan yakalanması sonucu paralarını geri getirme sözü vermesi… Bunlar sadece son 2-3 bölümden çıkan 2 cümlelik izlenimler. Daha detaya inseydim bu yazının tamamını Kavak Yelleri’ne ayırmak zorunda kalırdım. Yabancı dizi uyarlaması olarak aklıma şu anda Kahve Bahane ve 1 Kadın 1 Erkek geliyor (sanıyorum Açık Mutfak da bir uyarlama ama emin olamadım şimdi). Türkmax’ta yayınlanan yaklaşık 20 dakikalık diziler bunlar. Tabi reyting kaygısı olmayan dijital platform kanalında yayınlanan diziler oldukları için 20 dakika ya da 45 dakika çok önemli değil kanal sahipleri için. Çünkü amaç ne seyirciyi mümkün olduğunca televizyon başında tutmak, ne de yayın akışı doldurmak. Bu yüzden de çok iyi iş çıkarıyorlar. Bu programlardan özellikle 1 Kadın 1 Erkek Facebook kullanıyorsanız illa bir kez önünüze gelmiştir. Ayrıca Facebook gruplarından bulup izleyebilirsiniz sanıyorum. Son olarak ufaktan Tatlı Hayat’tan bahsedip geçmiş zaman da olsa ne kadar iyi bir iş olduğunu söylemek istiyordum ama pek de gerek olmadığına karar verdim. Çünkü Tatlı Hayat sanıyorum Türk televizyon tarihinde en iyi uyarlama dizi. Konu sapıyor gibi görünse de, isimler açısından bağlantı kurulabiliyor hala. Gelmek istediğim nokta zaten senaristler olduğundan dolayı, benim işime geliyor açıkçası. Sektörde adı geçen adamların bazılarını bu saydığım dizilerden toplamak mümkün. Birol Güven, isimlerini bilmediğim bir grup Ay Yapım ve TMC senaryo ekibi elemanları, sit-com’lar için Haluk Özenç (Tatlı Hayat ve Emret Bakanım gibi harika işlerin sahibi; ki şu anda zamanında çok başarılı olmasının ekmeğini yediğini düşünmekteyim) vs. vs. Ek olarak bahsetmeden geçemeyeceğim, ne yönetmenlik denemelerini ne de yapımcı olarak ortaya koyduklarını beğenmediğim ve ayrıca büyük yönetmenlermiş gibi lanse edilen Sinan Çetin ve Mustafa Altıoklar var. Hatta ek olarak diye bahsetmesem de bu kadronun yıldızları konumundalar desem yeridir.
İkinci sorun dizilerin çok uzun olmaları. Şimdi hangi televizyon programına herhangi bir dizide çalışan birisi çıktığında en çok konuşulan söz “90 dakika dizi çekiyoruz” oluyor. Sürekli 90 dakika uzunlukta dizi çekmenin eziyetinden bahsediliyor. Bu saçma istekle beraber gelen çalışma şartlarının bazı oyuncuların ve set çalışanlarının hayatını kaybetmesine neden olduğunu da biliyoruz. Oyuncusundan ışıkçısına, sesçisinden çaycısına sesini duyurmak isteyen set ekipleri ise sendikalaşamamış, birleşememiş olmanın acısını çekiyorlar. Bu konuda atılımlar var ama şimdilik başarıya ulaşabilmiş değil. Umuyorum bu adımların sonuçları güzel olur. Tam tersi bir durumda ise televizyon kanallarının isteğiyle ortaya çıkarılmış hazır senaryo şablonu ve tema benzeri dizileri izlemeye devam edeceğiz. Çünkü toplasak bir kaç bin reyting cihazı üzerinden yapılan ölçümlerle milyonlarca televizyon izleyicisini ölçmeye kalkarak baştan hata yapan sistem bu temaların tuttuğunu göstermeye devam edecek. Halkın takip ettiği sanılan belli başlı temalar yine karşımızda olacak. Bazılarından bahsetmiş olsam da, tam olarak Türk televizyonlarında şu ana kadar yer almış ve alacak muhtemel fiyasko temaları;
- Asmalı Konak, Gurbet Kadını gibi ağa-hanımağa-paşa-konak,
- Arka Sokaklar, Pars: Kiraz Operasyonu ve adlarını bile hatırlamadığım TRT yapımı başarısızlık abideleri,
- Yaprak Dökümü, Hanımın Çiftliği gibi baştan güzel gibi görünüp hikayenin uzamasıyla suyu çıkarılmış roman uyarlamaları,
- Sihirli Annem, Bez Bebek, Selena gibi her yaştan izleyiciyi bıktırmış aptal Harry Potter gazıyla çekilen diziler,
- Çat Kapı, Mert ile Gert gibi üzerine bol kahkaha efekti konulmuş, komik olmadığı halde izleyiciye “bak şimdi burda güleceksiniz” diye yol göstermeye çalışan sit-comlar,
- Başlı başına bir kategori olarak suyu çıkarılmış, uzatıldıkça uzatılan Kurtlar Vadisi,
- Değinmeden geçemeyeceğim Kurtlar Vadisi çakması Illuminati gibi tarikatları temel alan STV dizileri,
en az bir 5 yıl boyunca yenilik getirmeden ekranlarda olacak.
Dünya dizi sektörü fezaya gitmiş, tarihle, bilimle, sanatla, fantastik unsurlarla dizi çekerken, bizimkiler başarısızlıklarını görmezden gelip aynı şeyleri sunmaya devam edecek.
Şimdi bu kadar sayıp da hiç bir diziyi beğenmiyor gibi görünmek var bir de. 3 gecede yazılmış bu yazının kopuk olduğunu ve hayır gelmeyeceğini de biliyorum. Hem güzel dizilerin olduğunu, hem de beğenmeyen imajımı atmak için iki tavsiyeyle bitirmek istiyorum.Birincisi yukarıda bahsettiğim Ezel, diğeri ise hikaye gerektirdiği yerde kesilirse suyu çıkmadan gerek oyunculukları, gerek yapım kalitesiyle Türk televizyon tarihine geçebilecek olan Kapalıçarşı (yapımcı şirket Bıçak Sırtı’nın da yapımını üstlenmiş TMC, o yüzden böyle bir olasılık var).