

sosyete insanları ne için sürekli gözümüzün önündedirler? yıllardır anlamadığım bir şey bu. hani tamam bir insanın parası olabilir, geziyor, tozuyor olabilir, bir şeyler alabilir de bana ne bundan onu çözebilmiş değilim. bugün bir gazeteyi açıyorsunuz ve karşınıza isimler geliyor. yarın başka bir gazeteyi açıyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki aynı ikoncanlar karşınızda.
bugün baktım biraz gazetelere. yine aynı isimleri gördüm. mesela magazin dünyasının değişmez hanımcıkları. derin mermerci, eda taşpınar, deniz berdan falan. bunlar liste başı isimler.
dünyada magazine bakıyorum, ya güzel mankenler, starlar var ya da paris hilton gibi çok zengin olup arkasından bir piyasa yaratabilenler var. gencecik kızlar var mesela bu isimlerin takipçisi. cidden o mankenleri ya da o isimleri beğenip takip edenler var. sonuçta genç bünyelerin hayranlık duyacağı ikonlarının olması normal. mankenler basit. örnek almaktan, beğenmekten, görsellikten geçiyor iş. paris hilton, nicole ritchie gibi isimleri de bir derecede anlıyorum. bu isimler bir şeyleri popüler hale getirdiklerinde ucu gazetelere, dergilere reklam olarak yansıyor. beklenemeyecek kadar büyük ekonomik etkiye sahipler çünkü insanlar onları sürekli inceliyor.
ya bizim ikoncanlar? hayır baktığımda bir işlerini görmüyorum, bir güzelliklerini görmüyorum, arkalarından dönen piyasa yok. eee neden bu insanlara sayfa ayrılıyor?
“ben hayatımda hiç eda taşpınar bunu böyle yapmış ben de ondan öyle yaptım” diyen tiki kız görmedim. tikiler de zaten birbirine benziyor da neyse o da başka bir yazının konusu. düşünün ki paris hilton gibi dünya çapında etkili olan bir isim var, bir de bizim kıytırık ünlüler var. genç kız hangisini tercih eder? tabi ki paris hilton.
bir de bunun asıl gazete değil de ankara ekinde falan çıkanları var. yöresel sosyete konsepti mi onlar da?
ayşe arman gibi bir isim bu ülkede gazetecilik yapabiliyorsa, onur baştürk orda yedik burda içtik anlatıyorsa, hatta adı en çok geçen gazetecilerden ahmet hakan bile ikoncanlardan bahsetmeye başladıysa vardır bir ilişki bunların arasında. e bi zahmet açıklasınlar da bilelim değil mi?
yazıda hata falan var mı diye bir kontrol ettim de, süreyya yalçın’ı unutmuşum. nasıl bir hatadır allah’ım!? ne işe yaradığını bilmediğim, birilerinin kızı ya da oğlu olmaktan başka bir vasfı olmayan insanların adlarını ezberimde tutarak beynimin bir köşesini heba ediyorum. hadi ben sadece bir kişiyim de, koskoca türk medyasının bu isimlere bel bağlaması asıl konu. özellikle 50′li yıllardan sonra medya toplum hayatında o kadar etkili oldu ki, erkekler tipik romantizme, hobilere, işlere yönlendirilirken, kadınlar hayatlarını dergilerin verdiği “eşinizi mutlu etmenin 99 yolu” isimli yazılara, “aşk hayatınız nasıl?” testlerine, saçma sapan feminist aktivitelere vs. adadılar. şimdi sene 2009 olmuş, sağda solda, anketlerde, derslerde hocalarımızdan “hangi gazeteyi okuyorsunuz?” sorularına maruz kaldığımızda verecek cevap bulamıyoruz. çünkü medya böyle abukluklara bir mekan, garip gurup insanlara sirk, komplo teoricilerine kürsü olmuş durumda. biri sırf sayfa doldurmak ve sanata yer veriyoruz demek adına “yurdumuzdan şairler” tarzı köşe hazırlayıp, “cinsel sağlık köşeleri” açıp, “bak parası olan bunu yapıyor, ne de güzel yapıyor, keşke bizi de görseler şakşakçılığı” yapıp saygınlığını yitirirken, diğeri bana “bak şimdi şöyle oluyor ya bunu amerikalılar yapıyor” deme derdinde. bir tarafta bunlar varken diğer taraf “bak allah bunu bize önceden göndermişti”, “siz bilmemkim gavur evlatları”, “müslüman, mümin ayakları” yapıp parsayı toplama derdinde.
şimdi gel de arasından seç bunların. amerikan şakşakçısı mı, karşıtlıktan piyasa yapmaya çalışan mı? yobaz mı, bukelamun şeklinde her şeyi dinin yıllar önce bahşettiğini söyleyen tarikatçı mı? aptal saptal ikoncan gösterisi mi, gerçek sanatı satır arasına alıp kaliteliyiz mesajı vermeye çalışan mı?
hangisini seçtiniz?
buyrun bu da 1950 amerika’sından bayanlar için iyi eş nasıl olunur yazısı. bu da kanıt olsun.

p.s. ayşe arman, onur baştürk ve ahmet hakan üçlüsüne ayrıca değinmek istiyorum daha sonra.
Temmuz 4, 2009 at 2:58 pm
yazını çok begendim iyi bir konuyu ele almışsınız fakat bu sosyetik güzellerin gazete sayfalarında ön plana çıkarılarak önemli ülke sorunlarının üstünü kapatmak halkın dikkatini dağıtmak için yapıldığını aslında hepimiz bilyoruz.Yani kimin ön sayfada olduğu önemli değil arkada neyin üstü kapatılmış önemli olan budur bence.
Temmuz 5, 2009 at 12:49 am
aslında bence bir şeylerin üzerini kapatmak değil durum. çünkü eğer üstü kapatılacak bir şey varsa bu çok daha kolay yapılıyor. medyanın görüşlerinin birbirinden farklı farklı olduğunu düşünürsek aslında üst kapatma işleminin ne kadar zor olduğunu da farketmiş oluruz. bence her şey tamamiyle insanları bu tarz yaşamlara özendirmek ve arkasından gelecek piyasayı sağlamak. tabi türkiye amerika gibi bir ülke olmadığı için bunu sağlamak zor çünkü zaten işsizlik ve üretim rakamları gittikçe düşüyor. ikinci önemli nokta da bu adamların “körler sağırlar birbirini ağırlar” mantığında birbirlerini pışpışlamaları. çünkü zaten zengin, kendi deyimleriyle elit (katiyen katılmıyorum) insanlar olduklarından dolayı birbirlerine iyi davrandıklarında aynı zamanda referans ve iş ortağı moduna da giriyorlar. biri bir iş bağlayacağı zaman referanslar, telefonlar oradan oraya gidiyor. zaten medyatik olmak isteyen oğullarını kızlarını medyada gören anne baba gazete isteğini gerçekleştirdiği için gazetede çalışanlara daha iyi davranıyor. neyse benim görüşlerim bunlar. aslında buna bir yazı daha yazılır ama neyse. yorum için teşekkür ederim.